KAYITLAR  |  DEFTERE YAZ
Gönderen:
Yüksel Karataş

Yer:
İstanbul

Tarih:
09 Şubat 2012, Perşembe
21:41

Alıntı Yap: Yüksel Karataş

Hubyarlılarda HıdırEllez Orucu

Ahmet Yaşar Ocak’ın İslam-Türk inançlarında Hızır Yahut Hızır-İlyas Kültü adlı eserinin sayfa 56-57 sında Hızır orucu şöyledir: Nuh peygamberin torunu Yunan soyundan gelen Makedonyalı Büyük İskender (Zul-Karneyn) ebedi hayat veren insanüstü güç kazandıran bir hayat çeşmesi, Ab-ı Hayat veya ölümsüzlik iksirinden bahsedildiğini duyar. Bunu aramaya koyulur. Zul-Karneyn, halasının oğlu Hızır diye anılan Elyesa ile birlikte askerleri ile yolculuğa çıkar. Ab-ı Hayat çeşmesi, Karanlıklar ülkesindedir. Yolda bir fırtınaya tutulurlar. Göz gözü görmez. Zul- Karneyn, askerleri ve Hızır ayrı düşerler. Zul Karneyn sağa, Hızır sola giderek yolları ayrılır. Tehlike dolu maceralar sonucunda Hızır ilahi bir ses duyar ve bir ışık görür. Takip eder ve Ab-ı hayat çeşmesini bulur, suyundan içer ve yıkanır. Ölümsüzleşir ve insanüsütü güçlere kavuşur ve kabiliyetlere kavuşarak keramet sahibi VELİ olur. Sonra Zul Karneyn ile karşılaşır. Zul Karneyn durumu öğrenir ve Ab-ı Hayat çeşmesini arar, bulamaz ve ölür. M.S. 300 yılında yaşanan bu efsane, tarih boyunca çeşitli uygarlıklarca söylene söylene orta asya Türklerine, Horasan erenlerine, Anadolu’da Hubyarlılara kadar geniş bir coğrafda etkili olmuştur.

Türklerde Hızır bahar ve yaz aylarının gelişi ile ilgilidir. Türklerin on iki hayvanlı takviminde Hıdırellezin şubat ayının ortalarına denk gelir ve eski Türklerin yeni yıl bayramıdır. Yeni yıl yani yaz bahar ayları yaklaşmakta, toprak ve tabiat yeşermeye başlamak üzere hareketlenmektedir. Hıdırellez için Anadolu’da çoğu Kızılbaş-Alvi topuluklarda 3 gün oruç tutulur. Hubyarlılar Gönül Ananın Hubyar’ın İstanbul’a padişahın huzuruna gidip gelmesine atfen 7 gün tuttuğunu referans alarak, bu orucu 7 gün tutarlar. Şubat ayının ikinci haftasında Perşembe akşamı oruca kalkılır. Et yenmez, kesici aletler ile yiyecekler kesilmez. Elma yenmez. Eskilerde odaya bir dastar üzerine un serilip un üzerinde at nalına benzeyen bir iz görülürse Hızırın uğradığı ve iz bıraktığı rivayet edilirdi. Hızır, Hubyarlılarda bereket, bolluk ve kısmet idi. Bu oruç tutulursa, ekin, ot ve mal-davarların daha çok süt vereceğine inanılırdı. Buğday çekilerek, Pohut , Ponut, Gavut yapılırdı. Akşam cemlerde Tevüt, tevhid çekilir, Hü, Hü denilirdi. Kadınlı, erkekli, çoçuklu hep birlikte sağa ve sola doğru hareket halinde ibadet edilirdi. Hubyarlılarda bu ayda doğan çocuklarına isterlerse Hıdır ya da Ellez ismini verirlerdi.


Hubyarlılar, Hızır orucundan önce dedelerine görülür, görgü cemleri yapılır, hakkulağını dedelerine verir, talip köylerine gidip bu orucu önceden veya sonradan başlatırlardı. Bu anlamda Şubat ayının neredeyse tamamı Hızır orucu, Hızır bereketi ve inanışı doyasıya solunur ve yaşanırdı.

Hubyarlılar Hızır orucuna HıdırEllez derlerdi, Hıdırın deryalar, Ellezinde karaların bekçisi olduğunu vurgularlardı. Hubyarlılar Hızıra önem verir, Hızır Hubuyar yardımcın olsun, sofrana Hızır Hubuyar uğrasın, Hızır yoldaşın olsun, Hızır Hubuyar sen yetiş, Hızır hubuyar tuttuğunu altun etsin, Hızır hubuyar sevdüğüne kavuştursun, Hızır Hubuyar işini ırast getürsün , kesene Hızır Hubuyar bereketi versin derlerdi. Yolda belde bir yabancıya rastlasalar, açıkmışsa bir somun ekmek, öğün öşün verirler, onun Hızır olabileceğine ihtimal verirlerdi.

Rahmetlik Çökelik Suyu (Hüseyin Çulhacı) büyüğümüzden Hıdırellez orucunun mana ve önemini anlatışını epey dinlemişimdir. Çökelük Suyu amcamız derin bir ağ ilim (batın ilim) bilgisi vardı. Ve Tekkelü ağzı ile şöyle anlatırdı, Hubyarlılarda Hıdırellez orucunun kökenini:
Möhrettin (Möhyeddin) efendi diye Hıdır ile Ellezin babaları, atası varmış. Ağ sakalllu yaşlu bir pir imüş. O dönemlerde bir zulum padişahı Zulkadir (Zul Karneyn = Büyük İskender) yaşarmış. Zulum padişahı ölümsüz olmak ve ölümsüzlük iksiri olan Ab-ı Hayatı çeşmesini aramakta ve bunu bulmasınlar diye, nerde ağ sakullu pirler var hepsininin başını vurun, öldürün buyurmuş. Möhrettin efendi, Hıdır ile Elleze oğullarım beni saklayın ve öldüğümü söyleyin demiş. Oğulları atalarını yedi gün yedi gece saklarlar. Öldüğümün işareti olarak ta bir Güvercin kuşunu kesin ve kanını gömleğime sürün, Zulkadir padişahına götürün ve gösterin der. Hağbenize ölmüş iki balık koyun ve yanınıza da bir davarcuk ponut alın der. Hıdır ile Ellez denileni yapar ve Zulkadir padişahının huzuruna varırlar. Zulüm padişahına atalarının öldüğünü söylerler. Zulüm padişahıda eğer kumdan bir urgan bükerseniz size inanırım, yoğusa sizi asacağım der. Hıdır ilen Ellez atalarının yanına gidip akıl danuşurlar. Möhrettin efendi de onlara bazı öğütler verir. Bu öğüdü alan Hıdır ile Ellez Padişahım sen ilmeğini elimize ver biz gerüsünü bükeriz der. Bunun üzerine Zulum padişahı yakalayın şunları deyince, Hıdır ile Ellez atlarına atlayıp hağbelerindeki ponutu havaya saçarlar ve ortalık toz duman olur ve oradan kaçarlar. Yolları üzerinde bir suya ırast gelirler ve sudan içerler, hağbelerindeki balığı suya bıraktıklarında balık canlanır ve sıçrar. Hıdır ile Ellez Ab-ı Hayat çeşmesi bulur içer ve ölümsüz olurlar. Her ikiside sırra kadem basarlar. Darda kalanların imdadına yetişirler.

2012 yılının Şubat ayında HıdırEllezi nasıl anlamalı ? Goğ gaybet etmemek, fesatlık buğuz etmemek, kibir ve kıskançlık etmemek, darda kalanların imdadına yetişmek, hasta büyüklerimizin hal hatırlarını sorup sival etmek, yapılan iyilikleri başa kakmamak, eşine ve çocuklarına bağlı olmak, kendine yapılmamasını istemediğini başkasına yapmamak, gibi slogan erdemlerin peşinde koşmak ve uygulamak bizi HıdırElleze yaklaştırır, hatta bizi Hızırın kendisi yapar. İşte bu erdem ve faziletler Ab-ı Hayat çeşmesinin ta kendisidir. Bunlar bizi uzun ömürlü kılar, ağrısız, sancısız, huzurlu bir yaşam olanağı sunar. Bu davranışlar Evimize mutluluk, huzur, bolluk ve bereket getirir. Bu Ab-ı hayat çeşmesini dokuzların eteklerinde, Asa pınarı çevresinde aramaya gerek yok.
Goğ, gaybet, fesatlık, buğuz, kibir, büyüklerin hal ve hatırlarını sorup sival etmemek, Hubyarlı büyüklerini, eş ve dostlarını görmemezden gelmek, burnu havalarda olmak, ne oldum delisi olmak, şitenmek, geleneklerini,kültürünü unutmak, gibi olumsuz davranışlar bizi HızırEllez den uzaklaştırır. Evimize bolluk ve bereket getirmez, mutsuz olur, ömrümüz kısalır. Ortalık toz duman olur, Ab-ı Hayatı bulmayız, Zulum padişahın hallerine düşeriz.

Çökelik Suyu büyüğümüzün öğüdü bunlardı, bu bakımdan HıdırEllez kültürü, orucu ve Şubat ayı, biz Hubyarlılar için kendimizi yenilememiz, düşünmemiz, kötü duygulardan uzaklaşmamız, biribirimizin hal ve hatırlarını sormamız, birbirimize yardımcı olmamız ve kucaklaşmamız için eşine rastlanmayan YEGANE bir fırsat olarak önümüzde duruyor, tutmasak ta 7 gün orucunu.


Yüksel Karataş
Yukarı Mail: karatas2030@hotmail.com         
 
Gönderen:
MURAT KANTEKİN

Yer:
Diğer

Tarih:
03 Şubat 2012, Cuma
18:34

Alıntı Yap: MURAT KANTEKİN

Değerli Yüksel Karataş, daha önce hiç tanışmadık ama Hubyar Kültürü'ne dair yazılarını büyük keyifle okuyorum.

Bugün, yaylalara dair olan yazınızı içim burkularak okudum. Ben o taşların üzerinde, o salakda, o tepelerde, o sayvanlarda büyüdüm. Aktardığınız gözlemlerin birçoğunu, -belki farklı kişilerden- birebir yaşadım. İnek sağmak, dana çağırmak, düğün, keşik...

Bu güzel yazıyı hemen arşivime aldım. Çok hoşuma gitti.

Emeğinize sağlık.
Yukarı Mail: murat.kantekin@gmail.com         
 
Gönderen:
MEHMET ÇULHACI

Yer:
Diğer

Tarih:
02 Şubat 2012, Perşembe
17:15

Alıntı Yap: MEHMET  ÇULHACI

ÖZLEDİM
Neyini özledim bizim ellerin
Üzerinden gezdim cılğa yolların
Hubyarın çamını tekke bellerin
Çiftelere bakışını özledim

Dündarın başında delikli   kaya
Kimi atlı kimi giderdik yaya
Ağca kıran derler berrak bir suya
Nazlı nazlı   akışını   özledim

Çamlığın üstünde yatar ürferlik
Uzar sinne beli çayır çimenlik
Toplanmış   güzzeller   oynuyor ellik
Gözaltından   çakışını   özledim

Çetindir   yolların sultan   çetirez
Alakoçun   kıran serindir biraz
Giyinmiş   kuşanmış alyeşil   beyaz
Kıremisler takışını   özledim

Açmış kanadını   doğan kayası
Nehoş olur hayel ile rüyası
Üçpeşli entare mavi sayası
Tasardından nakışını özledim

Köroğlunun yanında kızıl burunu
Günü günet düşünmeyin   yarını
Düğün   nişan   gez salını   salını
Kına elinde yakışını   özledim

AŞIK   MEHMET   selam sana tekeli
Yazam yazam bitmez dedemin eli
Karayonca kokar açılmış   gülü
Sarıgöze çıkışımı özledim

HUBYARLI AŞIK MEHMET
VİYANA   AVUSTURYA




                     
Yukarı          
 
Gönderen:
Yüksel Karataş

Yer:
İstanbul

Tarih:
31 Ocak 2012, Salı
22:00

Alıntı Yap: Yüksel Karataş

Bir dönem Tekelü ve   Yalunuz Pınar Yaylası

Hubyar ve Dündar köyleri Mayıs ayında olabildiğince yükseklere yaylalara çıkıyorlardı. Tekke, Bekülü, Yeni Mahalle, Kızılarmut, Karagözgil, Teketamı, Köroğlu, Lülegil, Alibeğgil, Cellatgil, Çatak, Kamiççek, Garipgil, İmzağel, Tokmakgil (Hüsnügil, imdalgil), Deliahmetgil, Ahmetkahyagil, Üsabağgil gibi daha küçük köy birimlerin hepsi Hubyar köyünü oluşturmakta idi. Bunlar Tekelü yaylasına göç ediyorlardı.
Sokarık, Terlik ve Hubyar değirmeni yolu veya Kapulukaya yolunu kullanıyorlardı. Ayrıca, İmzağel için Sayuğuzu, Gamiççek için Ağcağran , Harmankaya, yolu da kullanılırdı.
Dündar köyü Haifk-Sivas’a bağlı olarak ayrı köy olmakla birlikte esasta bu köyde Hubyar köyü idi. Yalunuz pınar yaylasına Dündar köyü yerleşirdi. Tekelü ve Yalunuz pınar yaylası hemen hemen 2000 metre yükseklikte dik yamaçlı yaylalardı. Köyler ve civarında ekin ve ot ekildiğinden, Hubyarlılar davar ve mallarını otlatmak için daha yukarılara göç etmeleri zorunluluktu. Hubyarlıların geçimi ilkel tarım ve hayvancılıktı. SAYVAN Tekelü ve Yalunuz pınar yaylalarında Hubyarlıların evleri idi. Ağaç direkler etrafına taşlardan örülme, tavanı ağaç ve toprak ve çekme ile kaplanmış ilkel evlerdi. İçerisinde ocaklık bulunur, taş aralarında ilginç raflar olurdu. Yaylalarda daha yaşlı kadınlar yaylacılık yaparlardı. Genç çocuklar, evin gelinleri ve erkekleri ekin, ot işleri ile rençberlik edip köylerde kalırlardı. Mal ve davar keşikleri olurdu. Mallar güdülmez, MAL AŞURACAĞINDAN aşırılırdı. Akşam üstü 4 ve 5 gibi keşik sahibi, yavaş yavaş dik yamaçları tırmanarak Koçkayası, Karapınarın bel, Dokuzların yamaç, Ürküt, Çal’ı dolanarak malları yalnuz pınar istikametine yönendirirdi.

Bütün Fadik, Fosul hüsne, Çamcı, Delüğürt, Mavuş, Tiftik, Ağilik, Yıldız, Kırüseyengilin Fadik, Bekar Fadik, Göçkızı, Yanuğun garısı, cittirin garısı, hacının garısı, kervansaraylu, bir dönemin yalunuz pınar yaylacıları idi.
LAĞAP (LAKAP) hubyar köylülerin bir KÜLTÜRÜ idi. Lağapsuz insan olmazdı. Kimse de bundan gocunmazdı. Bu bir ŞAMAN kültürü idi.
Körbekteş bir dönemin davar çobanı idi. Epey kaval çalışını dinlemişizdir. Bütün Fadik, Delüğürdün gızı(AŞNA) bunlar gür sesli kadınlar idi. Bağırırlar, mal ve davar çobanlarına taktikler verirlerdi. Hemen herkesin 2 veya 3 ineği olurdu. Herkesin 2 veya 3 danası olurdu. Danaları sayvanaların arkasına sürerlerdi. Danaların örmesi vardı. Akşam mal gelmeden önce Gebiç gebiç ,gepgeç diye yaylacılar onları çağırırlardı ve yakalayınca süslü örmelere bağlayıp, Sayvan önünde kazıklara ÖRÜKLER lerdi. He kadının ilginç Dana çağırma ses tonları olurdu. 5 veya 6 gibi Mallar gelirdi. İnekler danalarını görünce bağırmaya başlarlardı. Kadınlar inekler gelince onları emdirip, başlarlardı inekleri SAĞMAYA. Yaylada bir iki kadın bir araya gelip sütleri BADAŞUK yaparlardı. Kışın külek yağı, peskudan, tarhanalık , çökelik yapmak için. Davar sütleri az olurdu.
Davar sütlerini akşamdan çalıp yoğurt yapıp bir HELKİ ile köye ekin ve ot biçenlere götürürlerdi. Akşam ferahında yeniden yalunuz pınar yaylasına o dik yamaçı dinlene dinlene 2 saatte çıkarlardı. Edirgöğnüğü, Arpatarlası, Yalunuz pınar dinlenme yerleri idi. Yalunuz pınarda dinlenip ordan soğuk su içmek Ab-ı hayattı. Davar çobanı Davarı, Dokuzların belden, Dikenli yaylasından, Koç yatağı, Ürküten, Harmankayadan itibaren otlatırdı. Öğlene doğru yalunuz pınar yaylasında sulayıp, ortasalağa getirirdi.

SALAK, mal ve davarların istirahat ettiği geniş bir alandı. Bu SALAK’ ta mal boku ve davar dığılı kuruyup tezek oluştururdu. Yaylacı kadınlar bu tezekleri eski ÖĞNÜKLERİ ne toplar, SAYVAN ların bacasına atar ve öğün öşün pişirmede kullanırlardı. Yakacak yaylacılar için önemli olurdu. Kadınlar örmeler ve baltaları alarak, daha yukarılara gidip bir yük ÇEKME keserlerdi. ÇEKME küçük çam ağaçları idi. O bölgede vaktiyle bol çam ağaçları varmış. Çekmeleri kadınlar örmeler ile bağlayıp sırtlanıp SAYVAN’ın bacasına yığarlardı. Süt pişireceklerdi, çay ve yemek yapacakalardı.

Öğlen davar sağımında helkiler ile kadınlar sohbet ederek davarların sağarlardı. Sağma esnasında genelde koyun dığılları helki içeirisine düşerdi. Elleri ile bunu çıkarıp atarlardı. Her davarın kulağında bir EN olurdu. Bu enden davarlar tanınırdı. ÖĞLE sıcağında davar sağarken kadınlar çocuklara davara fazla yaklaşmayın derlerdi. GUMACUK sıçardı. Eğer bu hastalığa yakalanırsanız bir virüs size bulaşır, nezle ve grip gibi baş ağrılı şekilde sizi yatağa düşürür hasta ederdi. 1 hafta sürerdi iyileşmesi. GUMACUK sıçtı derlerdi.


Genelde kadınların yaylada başı sarulu gezerlerdi. Sıkça başım ağruya derlerdi. Nedeni ni bilemzlerdi. Nedeni, bu kadar yüksek teki oksijen azlığı idi. Yükseklere çıktıkça basınç farklı olur, oksijen az olurdu. Bu da baş dönmesine neden olurdu. Bu da dönem dönem kendisini inandan insana farklı şekilde gösteriridi.


Davarların yünü KIRKILIRDI. Hatta kırkmadan önce ırmağın dereye götürülür koyunlar ve kuzular bir güzel yıkanırdı, yünü temz olsun diye. Kör Bekteş davar makası ile davarları bir güzel kırkar, yünleri yorgan, döşşek, kazak ve yün çorap yapımında kullanılırdı. Kırkarken bazen koyunların derisi de kesilridi. Yaylada bazı kadınlar sayvanın önüne dört beş kazık çakıp yünlerden CECİM dokurlardı. Bazıları elinde davar yününü EĞİREREK ip haline getirip sarardı ve çorap örerlerdi. Akşam karanlık basınca Davar çobanı orta salakta bir yatağı vardı davarlar ile birlikte yatardı. Uyanık olmalı idi, dağda her zaman kurt olurdu hatta bazı geceler davara kurt dalardı. Bürün fadik, delüğürt gibi kadınlar uyanık olur, çobanlara bağırır, itleri kişgilerlerdi. Sabah 3 veya 4 gibi çoban davarı otlatmak için alıp götürürdü.

Sayvanların önünde kalın düz taşlar bulunurdu. Bir nevi oturmak için, bu taşlar davar ve malların kalın Hafik tuzu yalamaları için kullanılırdı. Sayvandan bir köz parçası alan çocuklar şekil çizip üçtaş oynarlardı, ÇÜZ oynarlardı. Bazende beş taş oynarlardı. ARAĞETTİ, GüREŞ, çelik çomak çocukların oyunları idi. Çocuklar yaylanın vazgeçilmez elemanları idiler. Kuzuları gütmek için önemli idiler. Kuzu keşikleri de vardı. Davar sağımından sonra koyunlar ile kuzular GUYUŞTURULURDU. Yalunuz pınardan salıverilen kuzular havalarda hoplaya hoplaya takla ata ata orta SALAĞA doğru analarını emmek için koşarlardı. Muhteşem bir manzara olurdu. Bazı kuzular analarını bulamazdı. Yaylacılar yardımcı olurlardı kuzulara.

Yaylada GELENÜ adı verilen küçük sincaplar vardı, ileride SALAK’ta delikten deliğe koşarlardı. Çocuklar ellerinde helki dolu suları deliklere döküp onları yakalamaya çalışırlardı. SAYVAN’ların arkasında KÖRSÜ tepüğü sıkça rastlanırdı. Bu hayvanları yakalamak imkansızdı. İtler sökmeye çalışırdı yinede bulamazlardı. Yalunuz pınardaki GAŞ kadınların boş vakitlerinde gelip, köyü, Asma dağını, Uzun Beleni seyrettikleri YEGANE bir mekandı.   Yaylaya gelenleri, uzakta sağa sola gidenleri buradan tanırlardı fene İCMAL idiler. Burdan köye bağırırlar, köyden gelen sesleri anlarlar ve haberleşirlerdi. Kadınların genelde elleri kuşağına sokulu vaziyette dolanırlardı. Kuşaklarında SAYVAN’ın anahtarı, leblebi, şeker, yiyecek kırıntı olurdu. ÇAY her sayvanın vazgeçilmez içeçeği idi. Hemen hemen her sayvanda bir KARADEMLÜK dığılardı. Bazılarının çayı bitince gelir Delüğürt bi tutam çay ver biyo gı derlerdi. Geceye doğru, SAYVANDA yaşam tatlı olurdu, yer iskemleleirni kapradık ve oturuduk. Yataklar serilirdi. Kurt ve AYI ile ilgili hikayeler anlatılırdı. Bir taraftan da tezek ataşa verilirdi. Ocağın etrafında soğuk havalarda oturmak keyifli olurdu. Akşam üstü danalar içeri alınırdı. Üç dana hemen bir köşede yatacak yerleri vardı. Yer yatağa serilirdi. Sayvanda danalar ile birlikte uyumak keyifli olurdu. Dışarısı göz gözü görmeyecek kadar dumanlı olurdu, yağmur da yağardı. Çobanların işi çetin olurdu. Sayvanlar bitişik olduğundan sesler duyulurdu. Sayvandan sayvana konuşulurdu. Bazen dedikodu önemli olduğunda diğer sayvandakiler duymasın diye birden bire sesler incelir ve duyulmaz olurdu. Anlardınız ki önemli bir goğ, gaybet yapılırdı. Gülerdik ve tuhafımıza giderdi.

Geceye doğru GAŞA gidip çekme ile ateş yakılır ELLİK oyanınır, SEMAH dönülürü. Gençler epey CUVARA içerlerdi. Alamancılar, İstanbulcular da CUVARA bol olurdu. Gençlerin o dönem sorunları ESKERLİK (ASKERLİK) ve EVLENME, İstanbul ve Alamanyaya gitmek idi. O onu sever, o ona sevdalanırdı. Gidişat çoğunda gerçekleşmezdi. Gurbetçilik olurdu sonunda.
SAYVAN lar ile yalunuz pınar arasında epey mesafe vardı. Kadınlar helkileri alıp pınara inip su getürürlerdi. Zahmetli olurdu. Su içiminde TAS kullanılırdı. Bardak ile su içilmezdi. Bazen pınara kazan kurup ÇİMERLER di. Keyifli olurdu o büyük taşların yanında ÇİMMEK. Pılı pırtılarını yıkarlar ve ağaç tokaç ile TOKAÇLAR dı. Akşam olunca kuzuları SAYVAN ların arasında kuzuluğa alırlardı. MAL sağıldıktan sonra, inekler, öküzler, düveler, yaşarlar, tosunlar orta SALAĞA yatarlardı. Bazen öküzleri ve tosunları tokuşturular, düveleri ve inekleri birleştirirlerdi.
TEKELÜ de düğün olacağı günün öncesinde köyden kadınlar gençler Yalunuz pınar yaylasına akşamdan gelirlerdi. Kızlar el ele tutuşarak, sıra sıra TEKKERAĞIN GAŞ’ı aşarak, bir iki dik yokuşu inip çıkarak TEKELÜ’ye gidilirdi. Kemeni ile BEKÜLÜDEN Aziz, Gamiççekten kemenici, sazı ile Hancı , ÇOTUL, Kızılarmuttan BEBEŞ ve elinde bir bayrak olan kişi Yalunuz pınarluları KARŞILAR lardı. TEKELÜ de düğün keyifli olurdu. Çeyiz yazımından, gelin ve damatın yunmasına, atlar ile CİRİT yarışlarına, Bakkaldan büsküvüt, şeker ve kırıntı alımına varıncaya, SOKU taşının etrafında sırtlara kuvvetlice ve düşürücü şekilde vurulup oyunlar oynamaya kadar her şey farklı idi.
Bazen yaylaya duman çökerdi. Gitmezdi birkaç gün, bağırırlardı, DUMAN DUMAN KÖR DUMAN KALK DEDEMİN YURDUNDAN KIL İPİNEN BAĞLARIM, KILIÇ İLE DOĞRARIM, tesadüfen duman da kalkar ve bu sözün etkili olduğuna inanılırdı.

Öğle vakti KOÇKAYASININ üstünde havada üç beş AĞBABA dönerdi. Anlardınız ki birinin ya ineği ya da davarı ölmüş veya kurt kapmıştı. Bir yaylacı yavaş yavaş durumu anlamak için gider bakardı ve habar getürürdü. Kimin ise yanar tutuşur, üzülürdü. Çünkü mal ve davar bu inansalar için önemli idi. Geçim kaynağı idi.

Bir ara itler ürümeye başlarlardı. Bir de bakmışınız ki TEKKERAĞAN GAŞ dan eşek üzerinde biri gelüyor. Bunlar ya gamüççeklülerdi. Bunlar Gamiççeğe gitmek için yalunuz pınar yaylasını kullanır, pınar ve Harmankayadan, ağcağrandan köylerine ve TEKELÜ ye gidip gelirlerdi. Bazen de ÇERÇİ olurdu. Bir şeyler satardı. Parası olan kadınlar ÇERÇİ den bir şeyler alırlardı. Bazen karpuz da satarlardı. Yaylada karpuz yemek lezzetli olurdu. Ebelerimiz köyden getürdükleri yumurta ve parçalanmış köy ekmeği ile ÖĞMEÇ yaparlar, bir tas ta KATIK (ÇALKAMA) yer sofrasına konurdu. Hatırlarım da kaşuk sayısı az olurudu. Birimiz yer idi. Sonra kaşuğu diğerine verirdi. O yer idi. Çay kaşuğu olmayınca ordan bir çöp kaşuk yapılırdı. Ebelerimiz bazen bize süt içirirlerdi. Bazen dağda POSTKULAĞI mantarı bulurduk, getürüp tavada güzel kavurur veya közlerdik. Tadı güzel olurdu.

Kadınlar BADUŞUK ettikleri sütleri SAYVAN’ın tavanına astıkları ağaç yayuklarda YAYARLAR dı. Bazende keçi derisinden yapılmış deri yayuklarda sütü yayarlardı. Tereyağı, çökelik, Peskudan, tarhanalık yapar kışa hazırlık yaparlardı. Bize derlerdi “ne bileceğün oğul, kışın ne yiyeceğüz “

Havaların soğuması ile TEKELÜ yaylası köylerine, Yalunuz pınarlular edirgöğnüğü ve göl kyısına çadır kuarralardı. Buraların ekin, otları çoktan biçilmişti. 1, 2 ay burada yaylacılığı sürdürürler, havalar daha da soğuyunca köye inilirdi.


1950 - 1980 li yıllara damgasına vuran bir dönemin TEKELÜ ve Yalunuz pınar yaylacı kadınları artık aramızda değiller. Yayla kültürü artık devam etmiyor. SAYVANLAR viran olmuş. O insanların çocukları ve torunları bugün büyük şehirlerde geçimlerini sürdürüp, VAKIF ve DERNEKLER de görev alıp, TEKELÜ ve YALUNUZ pınara dair kültürü devam ettirmek için gayret gösteriyorlar,. Çocuklar ve Torunalar yani yeni nesil Hubyarlılar TEKELÜ ve Yalunuz pınar yayalsını , dağını yazın ziyaret etmekte gerek   piknik ve gerekse ibadet yapmak amacıyle   SAYVANLAR ın olduğu yerelere kadar gelip bir dönemi hatırlıyorlar. Çocuklarına ve torunlarına işaret ederek aha burası bizim SAYVAN dı diyerek   o dönemi hiç görmemiş yeni nesil Hubyarlılara anlatıyorlar, aktarıyorlar. FACEBOOK ta bu resimleri görmek ve bakmak ta bir dereceye kadar yeterli olmuyor. Gitmek ve görmek gerekiyor, ıssız bırakmamak gerekiyor o yerleri.

Yüksel Karataş


Yukarı Mail: karatas2030@hotmail.com         
 
Gönderen:
gülbeyaz

Yer:
Diğer

Tarih:
14 Ocak 2012, Cumartesi
17:02

Alıntı Yap: gülbeyaz

bu seneki saya ceminiz ne zaman bana burdan kim yardımcı olabilir bilgi almak için ?
Yukarı Mail: hubyarli_gulden@hotmail.com    MSN: hubyarli_gulden@hotmail.com     
 

Toplam Kayıt Sayısı: 98 Toplam Sayfa Sayısı: 20
1. 2. 3. 4. 5. . . . 18. 19. 20. [»] [»»] 
© 2010 Hubyar Vakfı Ziyaretçi Defteri Tüm Hakları Saklıdır
MyDesign Ziyaretçi Defteri v1.7